Günümüzde farklı amaçlarla kullanılan birçok uzay teleskobu bulunmakta. Bu yazımızda sizlerle, Hubble Uzay Teleskobu’ndan ötegezegen avcısı Kepler’e uzanan muhteşem bir yolculuğa çıkalım.

Öncelikle gözlem yapacağımız gök cisimleri bizden uzaktadır. Dünya’ya en yakın gök cismi olan Ay bile Dünya’dan ortalama 384 bin kilometre uzaklıktadır. Bu durumda detaylı incelemeyi zorlaştırır.

Gözlemi etkileyen diğer bir durum ise ışık kirliliğidir. Detaylı bir gözlem yapılabilmesi için etrafta minimum seviyede ışık olması gerekir. Bu sebepten dolayı gözlemevleri genellikle yerleşim alanlarından uzağa kurulur.

Hava durumu da yine gözlem yapmayı etkileyen bir diğer faktördür. Örneğin havanın gece bulutlu olması gözlem yapmayı tamamen engeller. Bu yüzden büyük gözlemevleri, az yağış alan dolayısıyla bulutların da az olacağı çöllere ve nem oranı daha az olan bölgelere kurulur.

Son olarak atmosfer; rüzgarlardan, yerel hava akımlarından ve atmosferin kendi tabakaları arasındaki sıcaklık farklarından dolayı yerel kararsızlıklar gösterir. Bu duruma atmosferik türbülans adı verilir. Atmosferik türbülanstan ötürü gök cisminden gelen ışıklar atmosferden geçerken kırılır. Bu kırılma ise gözlem kalitesini bozar.

Yer yüzündeki gözlemevleri, genellikle en az ışık kirliliği olan yüksek rakımlı alanlara yerleştirilirken, atmosferik türbülanstan etkilenir ve bu durumdan ötürü çekilen görüntülerin netliğini sınırlanır. Atmosferik türbülansın etkileri yıldızlara bakan herkes için geçerlidir. Normalde ışığı sabit bir şekilde gelen yıldızlar atmosferik türbülansın etkisinden dolayı sürekli göz kırpıyormuş gibi görünürler.

Birazdan anlatacağımız, uzaya yerleştirilmiş veya yerleştirilecek teleskoplar, patlayan yıldızlardan diğer galaksilere kadar her şeyin daha net bir görüntüsünü elde edebilir.

Yer temelli teleskoplar için bir başka dezavantaj ise evrenin bir çok noktasından gelen ve gök bilimcilerin tahminlerini doğrulamak için kullandıkları kızılötesi ve morötesi ışığın, dünya atmosferinin içinden geçerken çoğunun atmosfer tarafından emilmesidir. Fakat uzay teleskopları bu ışık dalgalarını rahatlıkla tespit edebilir ve gök bilimcilere gerekli verileri sunabilir.

Dünya yüzeyinde bulunan ve güncel teknoloji ile inşa edilmiş teleskoplar, atmosferik bozulmayı düzeltmeye veya sınırlamaya çalışmak için uyarlanabilir optikler gibi teknolojik ilerlemeleri kullanıyor olsa da Hubble araştırmasını yöneten Uzay Teleskobu Bilim Enstitüsü (STScI)'e göre atmosferden dolayı bu ışık dalgaları Dünya'ya ulaşamadığı için onları görüntülemenin de maalesef bir yolu yoktur.

Peki uzay teleskoplarının hiç dezavantajı yok mu? Tabiki var.

Hubble gibi uzay teleskoplarının dezavantajı, onları atmosferin üstüne taşımanın son derece zor olmasıdır. Hubble, uzayda astronotlar tarafından onarılmak üzere özel olarak tasarlanmış ilk teleskopken, diğer uzay teleskopları bozulduklarında tamir edilemez.

Neden uzaya teleskop gönderdiğimizi anladığımıza göre artık ünlü uzay teleskoplarından da biraz bahsedebiliriz.

Dünya’nın ilk uzay teleskobu olan ve 24 Nisan 1990 yılında STS-31 göreviyle uzaya fırlatılan Hubble Uzay Teleskobu, tam 30 yıldır Dünya çapındaki gök bilimcilere kaynak sağlamaya devam etmektedir. Hubble ismi, ekstragalaktik astronomi ve gözlemsel kozmoloji alanlarının oluşturulmasında önemli rol oynamış ve tüm zamanların en önemli gök bilimcilerinden biri olarak kabul edilmiş Edwin Powell Hubble isimli Amerikalı bir gökbilimciden gelmektedir. Hubble Uzay Teleskobu, 2.4 metre çapında ve tamı tamına 828 kilogram ağırlığında bir aynaya sahiptir ve halen haftada 120 gigabayttan fazla veriyi gök bilimcilere göndererek aktif olarak çalışmalarına devam etmektedir.

2021 yılında gönderilmesi planlanan ve yapımına yaklaşık olarak 10 milyar dolar harcanan James Webb Uzay Teleskobu, güncel teknolojilerin kullanımıyla geliştirilmiştir ve devasa bir ayna yapısına sahiptir. Hubble Uzay Teleskobu ile görüntülenemeyen mesafelerin ve farklı dalga boylarındaki ışıkların, James Webb teleskobu ile görüntülenmesi ve olay yaratacak yeni keşiflerin yapılması beklenmektedir.

Daha önce ötegezegenleri anlatan videomuzda bahsettiğimiz ve ötegezegenlerin keşfine devasa katkılarda bulunan bir teleskop olan Kepler Uzay Teleskobu, 7 Mart 2009 günü uzaya gönderilmiş ve 12 Mayıs 2009 günü çalışmaya başlamıştır. Kullanıldığı 9 yıl 7 ay ve 23 gün boyunca Kepler, 530 bin 506 yıldız gözlemlemiş ve 2 bin 662 gezegen keşfetmiştir. 15 Kasım 2018 günü, yakıtının da tükenmesiyle Kepler Uzay Teleskobu görevi sonlandırılmıştır.

Ötegezegen keşfine devam edebilmek için 18 Nisan 2018 tarihinde gönderilen TESS Uzay Teleskobu, bugün gök bilimciler için yeni ötegezegenleri keşfetmeye devam etmektedir. Kepler ile hemen hemen aynı amaca yönelik çalışan bu teleskop, güncel teknolojinin de kullanımıyla bizden çok uzakta olan bu gök cisimlerini daha hassas ve daha net bir şekilde gözlemlemektedir.

Bir konumuzun daha sonuna geldik.

Bir sonraki videomuzda sizleri uzayın derinliklerinden bambaşka konularla karşılamak dileğiyle, hoşçakalın!

 

ÜNİVERSİTELİLERE UZAY KAMPI TURU

ÜNİVERSİTELİLERE UZAY KAMPI TURU

Uzay Kampı Türkiye 18-25 yaş arasındaki gençlere özel tur düzenledi. Programa katılan 19 öğrenci uzay çalışmaları hakkında bilgi aldı, dijital planetaryumda takımyıldızlarını yakından tanıdı.

05.12.2018
UZAY KAMPININ E-PAL HAFTASI TAMAMLANDI

UZAY KAMPININ E-PAL HAFTASI TAMAMLANDI

Uzay Kampı Türkiyenin, 30 Haziran'da kutlanan Dünya Asteroid Gününe dikkat çekmek için düzenlediği özel temalı Galaktik Yaz Kampı programı tamamlandı.

08.07.2018
UZAY KAMPI TÜRKİYE'DE ASTEROİD HAFTASI

UZAY KAMPI TÜRKİYE'DE ASTEROİD HAFTASI

24-30 Haziran dönemi için planlanan Galaktik Yaz Kampı programı, “Asteroid Haftası” temasıyla sunulacak.

24.05.2018
2018-2019 EĞİTİM ÖĞRETİM DÖNEMİ YARIYIL TATİLİ PROGRAMLARI SONA ERDİ

2018-2019 EĞİTİM ÖĞRETİM DÖNEMİ YARIYIL TATİLİ PROGRAMLARI SONA ERDİ

Okulların kapanmasıyla birlikte başlayan, çocuklar için sömestr kampları sona erdi.

05.02.2019
Üste Çık